Dar ağacında üç fidan oku 4 bölüm Mayıs 18
TELASLANMISLAR, DENIZ'IN AYAGIlNDAKI ZINCIRI AÇAMIYORLARDI... DENIZ GÜLÜMSÜYORDU.
Avukatlar
Hüseyin'in oldugu odaya girerlerken bir albayla karsilastilar. Albay
-Dini telkin istemiyorlar- dedi. Bunu anlamli bir sesle söylemisti.
Müslüman olmadiklarini çagristirmak istiyordu.
Avukatlar
-Bu sadece onlarin bilecegi bir is- dedi. Albay -Tabii siz de
bilirsiniz,- diye ayni sezdirmeyi, bu kez avukatlara yöneltti.
Aylardan
mayisti. Günlerden Mayis'in 6'si. -Hidirellezgünü diye yaziyor
takvimler, -Alaçam, Samsun, Geyikasan Hidirellez günü... Karacabey,
Bursa Hidirellez senlikleri...Halkin her yil sevgili gibi karsiladigi
bir gün. Darginlarin baristigi, çocuklarin, canlilarin, doganin
senlendigi, armaganlar alinip verildigi bir gün.
Yerlesmis
Islam gelenegine göre Hidir ve Ilyas peygamberlerin her yil
bulustuklarina inanilan gün. Inanisa göre ölümsüzlüge erismis bu iki
peygamberin bulusmalari, kutlanarak anilir.
Avukatlar
Hüseyin'in bulundugu odaya girecekken duyduklari bu sözle
sinirlenmislerdi. Hüseyin babasini düsünüyordu odada, Hidir'di
babasinin adi, Hidir Inan.
Aylardan
mayisti. Günlerden Mayis'in 6'si. Inanisa göre ölümsüz peygamber Hidir
baba baharin mustulayicisidir. Bastigi yerde güller açilir, bülbüller
ötüsmeye baslar, baharin bereketi hissedilir... O gün sarkilar söyleme
günüdür.
Kizlar evlilige niyet tutar. Hastalarin iyilesme umudu dirilir,
tazelenir. Canlilarin cani yakilmaz. Karincalarin bile incinmesinden
sakinilir. Iyilik günüdür Mayis'in 6'si. Hidirellez,
halkin günüdür...
Avukatlar albaydan geçip Hüseyin'in bulundugu odaya
girdiler. Hüseyin de Deniz ve Yusuf'un durumundaydi. Birkaç
görevli omuzlarindan tutmaktaydi.
Avukatlarini görünce büyük bir mutluluk ve derin bir gülümsemeyle
-Hosgeldiniz- dedi. Avukatlar ona bir arzusu
olup olmadigini sordular. -Bir arzum yoktur. Sizlere çok tesekkür
ederim.- dedi.
Sonra Hüseyin avukatlarina -Babam Ankara'da mi?- diye sordu. Avukatlar Ankara'da oldugunu söylediler. Hüseyin -Nasil?- diye sürdürdü sorusunu. -Iyi ve seninle iftihar ediyor- diye yanitladi avukatlari.
Bu arada avukatlar görevlilere Hüseyin'in de arkadaslariyla
vedalastirilmasini hatirlattilar.
Hüseyin
ayni sicaklik ve canlilikla Deniz ve Yusuf'la odalarinda birer birer
kucaklasti. Zincirleri ve baglari, üçünün de bu vedalasma aninda
gövdelerine alabildigine agirlik veriyordu. Omuzlari ve baslarinin
hareketiyle birbirlerine sokuluyorlardi.
Hüseyin
önce basgardiyan odasinda Deniz'le, sonra yandaki diger odada Yusuf'la,
konusacak çok seyleri olan, ama ayrilmak zorundaki insanlarin can
sevinciyle bakisti. Hiçbir sey sakadan degildi. Fakat yasayan
gülümseyislerinde, çocuksu, sakacil bir incelik vardi.
Bir
birlikteligin, yasamadaki son karsilasmalari da böylece bitti. Hüseyin
görevliler arasinda bekleme yeri olan, avukatlarla mahkumlarin görüsme
odasini getirilip sandalyesine oturtuldu.
Üçü
de ilkin kendisinin asilmasini isteyen bir duygu tasiyordu. Onlari
daragacina çikmak degil, daragacina çikacak arkadaslarini seslerden,
kipirtilardan dinlemek zorunlulugu incitiyordu. Fakat bu son
deneylerine de dik duruyorlardi.
Saat 01.00'i geçiyordu.
Bu ara avukatlar Deniz'in bulundugu odaya döndüler.
Deniz
ayaklari zincirli, elleri arkadan bagli bir durumda daragacina bakan
pencereye karsi oturdugu yerden yazdirdigi son mektubunu tamamlamak
üzereydi. Onun bitirmesini beklediler.
-...
Son anda yaptiklarimdan en ufak bir pismanlik duymadigimi belirtir,
seni, annemi, agabeyimi ve kardesimi devrimciligimin olanca atesiyle
kucaklarim... Oglun Deniz Gezmis.-
Mektup tamamlanmisti.
Infaz
savcisi Sami Ugur, Deniz'e sokulup, elindeki basili kagittan idam
kararinin özetini okuyup; bir diyecegi olup olmadigini sordu. Deniz,
kararin kendisine ait oldugunu, bir diyecegi olmadigini belirtti.
Savci
görevlilere -zincirleri çözün- dedi. Bir görevli yari telasli, yari
çekingen bir tavir içinde, elindeki anahtarla zincirlerin kilidini
kurcalamaya basladi... Açamiyordu. Elindeki anahtar kilide uymuyordu.
Bunun üzerine basgardiyan birkaç anahtar daha verdi. Kilidi yine
açamadilar.
Bu durum odadakilerde yeni bir sabirsizlik havasi estirmisti. Kendi kendine söylenenler vardi.
On
bes dakika kadar beklenildi. Birisinin -Zincirleri çözmeye lüzum yok,
zincirleriyle çikarilsin- dedigi duyuldu. Infaz savcisi Sami Ugur
-Bunlar efendi çocuk, prangayi çözelimdiye karsilik verdi ve -Kilidi
kim kilitlediyse acele bulun komutunu verdi.
Adami
bulup getirdiler. Ve zincirler çözülebildi. Deniz zincirlerini çözen
adama -Postallarimin bagini bile baglamaya vakit birakmadan beni apar
topar buraya getirdiler. Sehpada bu haliyle postallarim ayaklarimdan
düsecekler. Onlari bagla..- dedi. Görevli, Deniz'in postallarini
bagladi.
Bu arada Deniz'e, beyaz bezden dar bir idam gömlegi giydirdiler. Ayaklarina kadar uzandi...
Gitme vakti gelmisti.
Deniz avukatlarina dönerek veda etti. Çevresini aci bir gülümsemeyle süzdü ve avludaki sehpaya dogru metin adimlarla yürüdü.
Idam
gömleginin dar olmasi ve ellerinin bagli olmasi nedeniyle sehpaya
destekle çikti. Sehpada üç ayakli bir tabure vardi. Deniz ona da çikip
ilmigi boynuna kendisi geçirmeye çalisti.
Ilmigi boynuna geçirdiginde, seyredenlerden bazilari, cellada baslariyla tabureyi çek isareti veriliyordu. Deniz birden, safagi daha sökmemis bu bahar sabahinin, serin sessizligine dogru yanki veren bir sesle bagirmaya basladi:
-YASASIN TÜRKIYE HALKININ BAGIMSIZLIGI, YASASIN MARKSIZM-LENINIZMIN YÜCE IDEOLOJISI, YASASIN TÜRK VE KÜRT HALKLARININ BAGIMSIZLIK MÜCADELESI, KAHROLSUN EMPERYALIZM!-
Çevredeki
görevliler telaslandilar. Deniz'in son sözcügü bitmemisti ki, cellat
aceleyle tabureyi altindan çekti. Cigerinden yükselen son sözcügü
tasiyan nefes, dudagina varamadan, girtlaginda tikandi.
Taburenin
çekilmesiyle Deniz bosluga yigilmisti. Fakat onun uzun boyunu cellat
hesap edememisti: Deniz'in ayaklari taburenin altindaki masaya çarpti.
Hemen masayi da çektiler.
Saat 01.25'i gösteriyordu.
Gardiyan,
imam ve sivil personel, gelenek geregi saygi durusunu geçmisti.
Avukatlarin yüzlerini derin bir hüzün doldurmustu. Denizgili ölüme
mahkum eden 1 No'lu Sikiyönetim Mahkemesi'nin Baskani Tuggeneral Ali
Elverdi, elleri arkasinda; agzinda sigara Deniz'i seyrediyordu. Ankara
savcisi Fazil Alp, Tevfik Türüng, Sami Ugur, yüksek rütbeli birçok
subay, gardiyanlar, sivil görevliler, imam, avukatlar doktor infazda
hazir bulunmustu. Özellikle imamin asiri derecededuygulandigi
görülüyordu. Infaz savcisi Sami Ugur, kendince espriler yapip yine
kendi gülüyordu.
Deniz'in
gögsüne, karar özetini içeren bir beyaz karton astilar. On dakika kadar
sonra, görevli doktor gömlegini siyirip nabzina bakti. Deniz'in nabzi
çarpiyordu. Beklediler...
On-on
bes dakika sonra nabza tekrar bakildi. Deniz'in nabzi durmamisti.
Bekliyorlardi. Deniz ipin ucunda bir dal gibi, alaca havada agir agir
dönüyordu. Sadece basi ve postallari, uzun ince beyazligin iki ucunda,
iki gri noktaydi.
Gemerek'te yakalandigi gün kalbi ve beyni arasinda dolastirdigi ölüm duygusu, onu daragacinda, boynunda bulmustu.
Elli dakika öylece kaldi.
02.15'de ipi kestiler.
:::::::::::::::::
KANAYAN ÜZÜMLER
Elleri bagli, bilekleri
gözleri açik... kan yok gözkapaklarinda
yalniz gevseyen bir omurga, kirilan ayna parçalari
...
Yalniz gevseyen bir omurganin
saçlara bulasan islakligi
cansiz sarkisi bir gövdenin
...
Hayir, bagirmak için vakit erken
geceyi bölmeliyiz geceyi...
halkin çirpinislar biriktiren karanligini,
gül yapraklarinda yagmur taneleri gibi
ölümü sabirla tasimaliyiz bagrimizda
...
Isik kiriliyor --nasil olsa kirilacakti-
oksarken güvendigimiz hayat
karanliklara alisarak baskaldirdi
bulut gibi tasinan pankartlarla
olgun meyvalardan fiskiran suyla
acinin ve akmayan gözyasinin sirriyla
ah, bir ter gibi gitgide soguyan kansiz ölüler
kanayan üzümleri görüyorum
kanayan üzümleri
yasadigimiz bag evlerinde
bag evlerinde
YUSUF ODASINDAN ALINIRKEN -DENIZ-IN SESINI DUYDUM- DIYORDU...
Deniz daragacindan indirilip götürülürken, Yusuf'u odasindan çikardilar. Basgardiyan odasina getirdiler. Gelirken -Deniz'in sesini duydum- diyordu. Deniz'in oturmus oldugu sandalyeye bu kez Yusuf'u oturttular.
Ayaklarindaki
zincirler çözüldü. Kendisine hüküm okundu. Bir diyecegi olup olmadigi
soruldu. -Bir diyecegim yok karar bana aittir- dedi.
Doktor çagirdilar. Yusuf -Hiçbir seyim yok, sanki komada olsam asmayacak misiniz? dedi.
Bu arada Yusuf babasina yazdigi ile köyündeki akrabalarina ve köy
halkina yazdigi son mektuplarini avukatlarinin almasini istedi. Yusuf
son mektuplarini dört gün önce cezaevindeki hücresinde yazmis, koynuna
koymustu.
Mektuplari infaz savcisi aldi. Yusuf -Mektuplarini yerlerine
verecek misiniz?- diye sordu. Infaz savcisi -Elbette verecegiz, bize
güvenin yok mu?-, diye yanitladi. Yusuf gülümseyerek, -Niye güvenim
olsun?- diye karsilik verdi...
Yusuf'un babasina yazdigi son mektubu söyleydi: Sali
2.5.1972
Sevgili Babacigim...
Bu
mektubu aldigin zaman ben ebediyen bu dünyadan göç etmis olacagim. Ne
kadar sarsilacagini tahmin ediyorum. Bir buçuk seneden beri benim
yüzümden nasil üzüntü içinde oldugunuz malum. Bu son olayi da metanetle
karsilamanizi sadece dileyebiliyorum.
Babacigim,
bu olayda da annemin ve Yücel'in senin tesellilerine ve desteklerine
ihtiyaçlari çok. Bunun için ne hadar metin olursan, hem senin sagligin
için, hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yillarca emek
verip yetistirdigin bir ogulun, birgünde öldürülmesi kolay gögüslenecek
bir olay degildir. Fakat siz benim ne için, kimlere karsi mücadele
verdigimi biliyorsunuz. Ben bu açidan rahat ve vicdan huzuru içinde
gidiyorum. Sizlerin de bu bakimdan rahat ve huzur içinde oldugunuzu ve
olacaginizi biliyorum.
Babacigim,
annemin ve Yücel'in senin desteklerine muhtaç olduklarini yukarda
söylemistim. Onlari rahat ettirmek için bütün gücünü kullanacagindan
zaten eminim. Babacigim burada sunu ilave edeyim ki, Yücel'in
hastaligindan kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için her seyinizi
ortaya koyacaginiz konusunda da kuskum yok. Ablamlar için söyleyecegim,
fazla üzülmesinler. Olayin sarsintilari geçtikten sonra normal
hayatlarini devam ettirsinler. Mehtap'a ne diyeyim... Benim için her
zaman bol bol öpün.
Babacigim
cezaevinde kalan arkadaslari arasira yoklarsan, hallerini, hatirlarini
sorarsan çok memnun olurum. Her biri oglun sayilir. Disarda bizler için
ugrasan dostlarimi ve dostlarini hiçbir zaman unutmayacagini biliyorum.
Mektubum burada biterken sizi, annemi, Yücel'i, ablami, Aziz agabeyi, Mehtab'i hasretle kucaklarim babacigim... Saglicakla kalin.
HOSÇAKALIN
T. Yusuf Aslan
Yusuf'un babasina yazdigi bu son mektubu yerine verilmisti, fakat köyüne ve akrabalarina yazdigi mektup yerine verilmedi.
Yusuf'un infaz savcisina -Niye güvenim olsun?- karsiligi daha sonra haklilik kazanmisti.
Savciyla
bu konusmasi sirasinda Yusuf'un beyaz idam gömlegini getirdiler. Yusuf
-Beyaz gömlegi giymesem asamaz misiniz?- diye sordu. -Usül böyle- diye
karsilik verdiler.
Bu
ara Yusuf karsisinda oturan ve çevresindekilerin kendisine -müdür bey-
dedigi birine (Birinci Sube Müdürü'ne) -Yine iskencelere devam ediyor
musunuz?- diye sordu. Müdür birden irkilip, -Biz öyle bir sey yapmayiz-
diye yanitladi. Yusuf gülümseyip basini hafifçe bükerek, -Peki elektrik
iskencesi nasil gidiyor?- dedi. Müdür yine -Bizde böyle bir sey yoktur-
diye yanitlayinca, Yusuf, müdüre -Sizin çocugunuz var mi?- diye sordu.
-Bir kizim var- diye karsilik verdi müdür. -Nerede okuyor?- diye
sorusunu sürdürdü Yusuf; müdür de -Okula gitmiyor, daha küçük bir kiz-
dedi. Daha sonra müdür Yusuf'a ODTÜ'de hangi bölümde okudugunu sordu.
Yusuf -Fizik bölümü ikinci sinifta idim- diye yanitladi. Yusuf'un
konusmasindaki rahatliktan onun idam edilecek biri oldugunu unutmustu
sanki müdür. -Ikinci sinifta idimdeyisi birden havayi etkiledi.
Daha sonra Yusuf'a avukatlari -sigara içer misin?- diye sordular. -Son bir defa içeyim- diye yanitladi.
O
ara tuvalete gitmek istedigini söyledi. Infaz savcisinin izniyle
tuvalete götürdüler. O tuvaletteyken savci -Dikkat etsinler,orada
pencere vardir- diye seslendi.
Yusuf tuvaletten döndügünde, infaz savcisi -Yusuf'u bekletmeyelimdedi. Beyaz gömlegi giydirdiler.
Yusuf
avukatlariyla vedalasip, güler bir yüzle idam sehpasina dogru yürüdü.
Masaya ve tabureye çikti. Ilmigi boynuna geçirmisti ki gür bir sesle
bagirarak söyle söyledi:
-BEN
HALKIMIN BAGIMSIZLIGI VE MUTLULUGU IÇIN SEREFIMLE BIR DEFA ÖLÜYORUM.
SIZLER, BIZI ASANLAR SEREFSIZLIGINIZLE HER GÜN ÖLECEKSINIZ. BIZ
HALKIMIZIN HIZMETINDEYIZ. SIZLER AMERIKA'NIN HIZMETINDESINIZ.. YASASIN
DEVRIMCILER KAHROLSUN FASIZM..!-
Yusuf bagirirken seyredenler arasindan biri aceleci bir sesle -Sehpaya vur, sehpaya vur, sehpaya vur- diyordu. Celladin hareketleri çabuklasti. Yusuf ayagiyla tabureye vurmaya çalisirken cellat onu altindan çekti, sonra masayi da aldi. Yusuf'un da son sözcügü agzinda kalmisti. Bosluga çakilmasiyla birlikte disleri kenetlenmis, adeta son sözcügü isirarak söylemisti...
Saat 02.25'i gösteriyordu.. Ayni kisiler onu da ayni sekilde seyrettiler... Agir agir dönüyordu ipin ucunda. Sonra bir
külçe halinde durdu. Sadece esintiyle idam gömleginin uçlari uçusuyordu...
02.50'de ipi kestiler...
Az sonra Hüseyin, Merkez Cezaevi'ndeki avukatlarla mahkumlarin görüsme
odasindan alinip, basgardiyan odasina getirildi. Deniz ve Yusuf'un daha
önce oturtuldugu sandalyeye oturtulup, ayaklarindaki zincirler çözüldü.
O sirada avukatlari, Hüseyin'e sigara vermek istediler. Hüseyin içmeyecegini söyleyip tesekkür etti.
Bir
ara infaz savcisi Hüseyin'e, -Sariz'in içinden misiniz, köyünden
misin?- diye sordu. Hüseyin -Sariz'in içindenim, siz Kayseri'nin
neresindensiniz?- dedi. Infaz Savcisi -Kayseri'nin içindenim- diye
karsilik verdi.
Ve
savci bu konusmadan sonra, hakkindaki idam kararini Hüseyin'e okuyup,
sordu: Hüseyin -Karar bana aittir, bir diyecegim yoktur- dedi. Bu ara
Hüseyin daha önce hücresinde babasina yazdigi kisa mektubunu alip,
babasina vermelerini söyledi... bu son mektubunda Hüseyin sunlari
yazmisti:
-Babama, Anneme, Kardeslerime ve yakin arkadaslarima,
Söyleyecek fazla söz bulamiyorum.
Bir insanin sonunda karsilasacagi tabii sonuç bildiginiz sebeblerden dolayi erken karsima çikti.
Üzüntü ve acinizi tahmin ediyorum.
Ileride durumu çok daha yakindan anlayacaginiz inancindayim.
Metin olunuz.
Üzüntü ve acilarinizi unutmaya çalisiniz.
Bütün varligimla hepinize kucak dolusu selamlar, sevgiler!..
Yazilacak çok sey var, fakat hem mümkün degil, hem de sirasi degil...
Candan selamlar...
Hüseyin Inan
Hüseyin son mektubunda da yasadigi sürece agir olan, az konusan kisiligini sürdürmüs, kisa bir mektup birakmisti.
Infaz
savcisinin mektubu almasindan sonra Hüseyin, avukatlarina dönerek
-ayagimda bu beyaz lastik papuçlar var, ayakkabilarimi giymeme firsat
vermediler, çullanircasina, adeta havalandirarak apar topar getirdiler,
babama söyleyin, bu lastikleri gördügü zaman, ayakkabisi yokmus diye
üzülmesin. Hücrede kalan ayakkabilarim, Askeri Cezaevi'ne hediyem
olsun- dedi..
O sirada infaz savcisinin -Hüseyin'i bekletmeyelim- dedigi duyuldu. Hüseyin'e beyaz idam gömlegi giydirildi.
Hüseyin avukatlarina veda etti ve çevresine dönerek -Bu mücadele bizimle bitecek mi?- dedi..
Daha sonra beyaz gömlegi içinde sehpaya dogru dik ve metin adimlarla yürüdü. Sehpaya çikti, tabureye çikmadi. Son sözlerini tabureye çikmadan, ilmigi boynuna takmadan bagiracakti.. Aceleci sesin sahibine adeta, sessizce oyun bozanlik etmisti...
Hüseyin
saat sabahin 03.00'ünde, safagin sökmege sabirsizlandigi bir sirada,
son karanliginda gecenin, sehpanin üstünde bagirarak karanliga karsi
sunlari söyledi:
-BEN
SAHSI HIÇBIR ÇIKAR GÖZETMEDEN, HALKIMIN MUTLULUGU VE BAGIMSIZLIGI IÇIN
SAVASTIM. BU BAYRAGI BU ANA KADAR, SEREFLE TASIDIM. BUNDAN SONRA BU
BAYRAGI TÜRKIYE HALKINA EMANET EDIYORUM.
YASASIN ISÇILER, KÖYLÜLER VE YASASIN DEVRIMCILER, KAHROLSUN FASIZM...!-
Bu son sözlerinden sonra Hüseyin, boynunu ilmige geçirdi ve ayaginin altindaki tabureyi bir iki tekmeyle devirip, kendi infazini yapti.
Ince dal bedeni bosluga düstü... Ileri geri sallanip döndü... Deniz ve Yusuf'la bir kez daha bulustu...


